Devrimcilik ve Köy Enstitüleri

Engin Tonguç

Elli yılı aşkın bir süredir yaşadığımız karşı devrim süreci içerisinde çıkmazlara sürüklenirken unuttuğumuz, ya da ihtilal sözcüğünü anımsattığı için unutturulmaya çalışılan, Atatürk'ün anladığı anlamdaki o güzel devrim kavramı açısından Köy Enstitüleri'ne bakmak istiyorum. O devrimcilik ilkesi ki, bir ara Anayasamızda da yer almış olan, Cumhuriyetin temel direklerinden biriydi.

Ünlü tarihçi Toynbee, Cumhuriyetimizi şöyle değerlendiriyor:

"Kurulmuş Cumhuriyetin en zayıf yanı, bunun halk kitlelerinin bilinci ve istenci ile değil, bir sivil - asker aydın kadro tarafından yukarıdan kurulmuş olmasıydı. Toplumsal değişimler ve devrimsel ilerlemeler aşağıdan gelmezse, ya da halka benimsetilmezse, bir süre sonra öncü kadroların zayıflaması, dağılması ile karşı devrimci süreçler yaşanabilir..." (1).

Gerçekten de böyle olmadımı? Atatürk devrimlerinin yeni köklü devrimlerle sürdürülemeyişi, Cumhuriyetin son amacı olan sosyal devletin kurulamayışı ile sonuçlanmadı mı?

Kurtuluş Savaşı'nı veren ordu bir köylü ordusuydu. 1934'de bile Başbakan İnönü "Anadolu ortasında kurulmuş bir köylü hükümetiyiz" diyordu. Ama o köylü ne durumdaydı? Atatürkçü şair Ceyhun Atuf Kansu bunu şöyle anlatıyor:

"...Kurtuluş Savaşı'nı onlar vermişlerdi. Sonra haklarını ve hayatlarını bir devrim yönetimine emanet edip, köylerine döndüler. Devrim gelecekti, toprak düzeniyle, iş düzeniyle, adalet düzeniyle. Beklediler, beklediler. Gelmedi...
Mustafa Kemal'in yeniden Ankara'ya girmesini bekliyorlar..."
(2)
Bir sayfa ileri